Shailene Woodley, Sam Claflin ve Tami O. Ashcraft

Gerçek hikayeden...

“Adrift” yani “Sürükleniş”. Ben bu filmi izlerken öylesine etkilendim ki kâh mutluluktan ağzım kulaklarıma vardı kâh gözlerimden yaşlar boşaldı, yani yüreğimin ta derinliklerine dokundu. Şu an, filmin gerçek kahramanı Tami Oldham Ashcraft ile Naviga için röportaj yaparken de duygularım yine dorukta… Öyle bir film ki içinde aşk var, macera var, trajedi, yaşam savaşı ve en önemlisi, sonunda ümit var! Daha ne diyeyim, iyisi mi siz Haziran 2019’da D-Marin Turgutreis’te yapılacak ‘D-Marin Deniz Filmleri Festivali’ni sakın kaçırmayın!     

 

YAZI: HÜLYA LEIGH

Sevgili Tami, henüz 22 yaşınızdayken, o zamanlar 33 yaşındaki deneyimli İngiliz denizci Richard ile tanıştınız. Daha önceden denizcilik, yelken deneyiminiz var mıydı? 

Evet, Richard ile tanışmadan önceki dört yıl boyunca yelken yapmıştım. Tekneyle Pasifik Okyanusu’nu geçmiş, adalar arasında dolaşmış ve Yeni Zelanda’nın Güney Adası’na kadar gelmiştim. 

 

Richard ile beraberliğiniz ne kadar sürdü?

1982 baharında San Diego’da tanıştık. Toplam bir yıl, yedi ay boyunca beraberdik. 1983 Mart ayında teknesi ‘Mayaluga’ ile Pasifik’teki Marquesas Adaları ve Tuamotu Atolleri’ni birlikte gezdik. Sonra malum transfer işini 

aldık ve … 

44 feet’lik ‘Hazaña’ teknesini Tahiti’den San Diego’ya transfer yapmanızı teklif ettiklerinde içinizden garip bir his, yapmamak isteği gibi bir şey geçti mi? 

Açıkçası ilkten pek sıcak bakmadım. Dünya turumuza çıkalı henüz yedi ay olmuştu ve buna ara verip geldiğimiz yere gitmek istemiyordum. Ama ne var ki geri çevrilemeyecek kadar güzel bir fırsattı. Parası da iyiydi. Üstelik Richard’ın ailesi ile tanışabilecek, onu daha iyi tanıyacaktım. 

 

Normal şartlarda yaklaşık 4.000 dm’lik bu seyri ne kadar zamanda yapmayı planlıyordunuz? 

30-35 gün sürer diye düşünüyorduk. Ancak 1983 ‘La Niña’ yılıydı (Okyanus suyunun normalden daha sıcak olduğu seneler). Rüzgârlar alışılmışın dışında esiyor, nereden geleceği kestirilemiyordu. Bu durumda batıdan doğuya gitmek gerçekten zorlayıcıydı. Kasırgaya tutulduğumuzda denize açılalı yaklaşık üç hafta olmuştu.  

 

 

 

 

 

 

Kategori 4 şiddetine ulaşan Raymond Kasırgası 140 knot rüzgâr ve 40 feet (12 metre) civarı dalgalar oluşturdu. Rota değiştirerek ondan kaçmanız söz konusu olabilir miydi? 

Rüzgâr tropik fırtınadan kasırgaya dönüştüğünde 20 knot hızla ilerliyordu ve biz onun kuzeybatısındaydık. Normalde kasırganın en güvenli bölgesi güneybatı kısmıdır. Bizden iki kat hızlı gittiğini düşünürsek o bölgeye ulaşmamız mümkün değildi. Üstelik kasırgalar düz bir hatta gitmez, ne yöne sapacağını önceden kestirmek mümkün değil. Üç gün boyunca ondan kaçmaya çalıştık. 

 

Richard ile daha önceden, eğer birinize bir şey olursa ne yapacağınızı konuşmuş muydunuz? 

Hayır, hiç konuşmamıştık. 

 

Teknenin kazadan sonraki hali gerçekten filmde olduğu kadar kötü durumda mıydı? 

Evet, çok kötü hasar almıştı ve yarısına kadar su dolmuştu ama batmadı. Çok şükür, can salına geçmek durumunda kalmadım. 

 

Onu takip eden 41 gün boyunca size yetecek kadar yiyecek içeceğiniz var mıydı? 

Vardı ama çok idareli kullanmam gerekiyordu. Gıdaların büyük kısmı ıslanmıştı ve hiçbir şekilde yemek pişirme imkanım yoktu. Teknedeki suyu boşaltmam haftalar sürdü. Su boşaldığında ise konservelerin çoğu zaten paslanmıştı. Sadece bir çanta dolusu konserveyi kurtarabildim. Depoda 25 galon (95 litre) su buldum ve günde sadece yarım kap su içtim. Çünkü eğer Hawaii rotasını tutturamazsam bu çok uzun bir seyir olacaktı. 

 

Kaza anında başınızı çarpıp 27 saat baygın kalmışsınız. Bu süreyi nasıl bu kadar kesin tahmin edebildiniz?  

Aslında Hawaii’ye varıncaya kadar 27 saat olduğunu ben de bilmiyordum. Orada NOAA (National Oceanic and Atmospheric Association) benimle bağlantı kurdu, kasırga hakkında benden bilgi almak istiyorlardı. Onlara, bayıldığımda saatin 13:00 civarı olduğunu, kendime geldiğimde ise 16:00 olduğunu ve göğün masmavi, denizin süt liman olduğunu söyledim. Kasırganın bu kadar kısa sürede geçemeyeceğine ve en az 27 saat baygın yatmış olduğuma karar verdik. 

 

Kendinize geldiğinizde deniz gerçekten de filmdeki gibi sakin miydi? 

Evet, filmde fırtına sonrası sakinliğini aynen yansıttılar. İri soluganlar vardı ama rüzgâr sıfır, gökyüzü parçalı bulutlu idi. Yani bayılmadan öncekinin tam tersi. 

 

Bu süre içerisinde sesler duydunuz mu? 

Richard’ın sesini duydum. Hem onunla hem de kendimle devamlı konuşuyordum.

Tami O. Ashcraft

Tami O. Ashcraft, Shailene Woodley

Yaşama isteğinizi yitirdiğiniz anlar oldu mu? 

Doğrusunu söylemek gerekirse oldu, hayatıma son vermek kolay bir kurtuluş yolu gibi devamlı kafamdaydı ama denemedim. Sadece bir keresinde kendimi bıraktım ve hatta gidişimi kutlamak için bulduğum bir birayı da içtim. O an Richard’ın sesini duymak her şeyi değiştirdi, beni derin bir uçurumdan yukarı çekti ve hayatta kalmak için savaşmamı sağladı. Ve tam o gün ufukta Hawaii Adası’nı gördüm... 

 

Hawaii’ye kadar 1.500 deniz mili, yolunuzu nasıl buldunuz? O zamanlar GPS yoktu, sekstant kullanmayı biliyor muydunuz? 

Daha önceden astro-navigasyon hakkında az buçuk bilgim vardı ama pek de iyi denemezdi. Ne var ki hayatınız söz konusu olunca çok çabuk öğreniyorsunuz. Sekstant, güneş ve hesaplama çizelgelerini kullanarak önce enlemimi tespit ettim. Daha sonra sintineye düşmüş saatimi bulunca her şey değişti. 

 

Güvertede tutunacak yeriniz dahi yoktu, düşme tehlikesi atlattınız mı? 

Vardavelalar kibrit çöpü gibi kırılmış, kimi ise tamamen gitmişti. Güvertede yürürken gerçekten çok dikkatli olmam gerekiyordu. Acil durum arması (Jury rig) kurup yol almaya başlayınca düşersem tutunabilmek için, teknenin arkasından uzunca bir halat bıraktım.   

 

Richard yola çıkmadan önce, acil durum arması nasıl yapılır diye göstermiş miydi, yoksa kendi bilgilerinizle mi yaptınız? 

Daha önceden temel yelken eğitimim ve deneyimim vardı. Kabasorta armalı klasik gemi Sophia’da buna benzer şeyleri öğrenmiştim. 

 

Onca yolu elde dümen tutarak gitmek zor olmadı mı? 

Rüzgâr dümeni kopmuş, otopilot parçalanmıştı. Orada oturup günlerce dümen tutmak en zor işlerden biriydi. Tekne o kadar dengesizdi ki dümeni bıraktığım anda rüzgâra dönüp rotadan çıkıyordu. 

 

Hilo’ya vardığınızda ilk yapmak istediğiniz şey neydi? 

Birileriyle konuşmak ve yemek yemek. İnsan iletişiminin bu kadar değerli olduğunu hiç bilmezdim. Sanki yüzen bir fiberglas parçasında hücre hapsinden çıkmış gibiydim. Ve tabii ki açlıktan ölüyordum. Canım deli gibi çikolatalı naneli dondurma istiyordu. 

 

Richard’ın teknesi ‘Mayaluga’nın kelime anlamı ‘ufku aşan’. Transferini yaptığınız teknenin adı ‘Hazaña’ ise İspanyolca’da ‘kahramanlık’ ya da ‘çok büyük cesaret, yetenek ve güç isteyen bir başarı’ anlamına geliyor. Bunun farkında mıydınız? 

Teknenin sahipleri Hazaña’nın ne anlama geldiğini söylemişti. Ama bunun benim kaderim olacağı aklıma bile gelmezdi. 

 

Sizi ve Richard’ı canlandıran aktörler, Shailene Woodley ve Sam Claflin, her ikisi de daha önce hiç yelken yapmamış. Hatta Shailene çocukken boğulma tehlikesi bile geçirmiş. Denizci olmayan birileri için, rol performanslarını nasıl buldunuz? 

Shailene, teklif ettiğimiz role olumlu baktığında sevinçten havalara uçtuk. Senaryoyu yazarken aklımızda hep o vardı. Çok çabuk öğrenen bir insan ve harika bir iş çıkarttı. Richard için ise başka bir aktör söz konusuydu ancak zamanlama konusunda anlaşamayınca Sam Claflin getirildi. Onu ilk gördüğümde şok oldum! Sesiyle, görüntüsüyle, kısacası her şeyiyle Richard’a o kadar çok benziyordu ki... Richard’ın bir şekilde orada olduğundan ve bunu organize ettiğinden eminim. 

Tami O. Ashcraft

Ona bakarken zorlandığınız anlar oldu mu? 

Evet, Sam Richard’ı müthiş güzel canlandırdı. Aralarındaki benzerlik inanılır gibi değildi, hareketleri bile aynıydı. Uzun süre ondan gözümü alamadım. Sam’e her bakışımda Richard ile birlikte geçirdiğimiz o güzel macera ve o büyük aşk gözümün önüne geliyordu. Kendimi toparlayıncaya kadar epey zaman geçti.

 

Filmi izlerken neler hissettiniz? 

İlk izlediğimde çok ağladım. Hem de öyle böyle değil. Yaşamak zorunda kaldığım tüm zorluklar, o dayanılmaz hüzün geri geldi. Kendi hayatınızı sinema perdesinde görmek çok tuhaf bir şey. İnsan bir şekilde yabancılaşıyor. Hatta o zamanki halimden söz ederken bile üçüncü şahıs zamirini kullanır oldum. Ama koskoca Pasifik Okyanusu’nun ortasındaki nokta kadar Hawaii Adası’nı nasıl bulabildiğime halen şaşıyorum. 

 

Bir laf vardır, “Seni öldürmeyen şey güçlendirir” diye. Yeniden tekneye binmeniz ne kadar zamanınızı aldı?

Kazadan üç ay sonra yine bir teknedeydim. Denize dönmek için daha fazla bekleyemedim. Kendimi toparlamak ve yaşam sevincimi bulabilmek için o sade yaşama, güzelliğe ve maceraya dönmeliydim. Aslında ‘Mayaluga’ ile devam etmek istedim ama kısmet değilmiş. On yıl daha yelken yaptım, 100 ton Kaptanlık belgesi aldım ve yelken camiasında profesyonel olarak çalıştım.  

 

Yine bir kasırgaya yakalanmaktan korkmadınız mı? 

Tabii ki bu her zaman mümkün. Ama şu an çok daha tedbirliyim, asla mevsim dışı okyanus geçişi yapmam. Zaten bugün, 1980’lere oranla çok iyi elektronik aletler var. Bu arada işin komik yanı, kazadan sonra bende garip bir uçuş korkusu oluştu. Uçağa binemez oldum. Bunun için terapiye bile gittim çünkü hayatımı kısıtlıyordu. En sonunda başardım ve artık uçabiliyorum. 

 

Anılarınızı yazmaya nasıl karar verdiniz? 

1997’de ikinci çocuğum olduktan sonra karar verdim. Arkadaşlarım ve ailem hikâyemi yazmam konusunda beni devamlı teşvik ediyorlardı. Zamanı gelmişti sanırım. Yazmam üç yıl sürdü, kendi adıma bastırmak ise bir yılımı aldı. 

 

Yayınevlerine bastırmayı denediniz mi? 

Denedim ama defalarca geri çevrildim. En sonunda bir yayın acentesi bulunca basılabildi ve ardından her şey değişti. 

 

Bu söz ettiğiniz, 2002’de Hachette Yayınevi’nin ‘Red Sky in Mourning’ (Sabah Kızıllığında Yas) adıyla yaptığı baskıydı. Daha sonra Mayıs 2018’de ‘Adrift’ (Sürükleniş) adı altında tekrar basıldı. Başka dillere çevrildi mi? 

15 dile çevrildi. 

 

Üstünden 35 yıl geçtikten sonra filme çekmek istemelerini nasıl karşıladınız? 

Biraz şüpheliydim. Daha önce de filme çekelim diyenler olmuştu. Gerçi hikayemin iyi bir film konusu olacağından emindim. Aşk, macera, trajedi, yaşam savaşı ve ümit olmak üzere her şey var içinde. 

Kandell kardeşler ile birlikte senaryoyu yazmanız ne kadar sürdü? 

Beş yıl. 

 

Halen yelken yapıyor musunuz, tekneniz var mı?  

Evet, Washington eyaletinde çok güzel bir bölgede yaşıyoruz. Yelken için çok uygun bir yer olmadığından motorlu tekne aldık. Ama her fırsatta yelkenli tekne kiralıyoruz. 

 

Türkiye’ye veya Akdeniz’e hiç geldiniz mi? 

Hayır, Türkiye’yi hiç görmedim. İki kere İtalya’ya gittim, İspanya ve Portekiz’e gitme planım var. Türkiye’de yelken yapılabilecek çok güzel koylar olduğunu duydum. Orada yelken yapmayı çok isterdim. 

 

Umarım bir gün Türkiye’de misafirimiz olursunuz. Sohbetimizi Instagram sitenize koyduğunuz İbn Battuta alıntısı ile noktalamak isterim “Yolculuk - önce seni sözsüz bırakır, sonra da iyi bir hikaye anlatıcısına dönüştürür” 

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkürler Tami. 

https://tamiashcraft.com/ 

https://www.instagram.com/tamiashcraft/

Shailene Woodley, Sam Claflin

Tami O. Ashcraft, Richard Sharp

© Deniz Filmleri Festivali Filmavi bir Naviga markasıdır.

  • Facebook App Icon
  • Instagram App Icon

Filmavi